Prim Defteri

Sabit Getirili Menkul Kıymet Seçiminde Kriterler

İlk tahvilimi aldığım gün, aslında ne aldığımı tam olarak bilmediğimi itiraf etmeliyim. Ekranda bir oran görüyordum, "bu mevduattan yüksek" diye düşünüp tıklamıştım. Vade ortasında nakde ihtiyacım olunca, o oranın bana garanti değil, vadeye kadar tutarsam geçerli bir söz verdiğini öğrendim. Fiyat düşmüştü, satınca beklediğim getirinin altında kaldım. O günden beri sabit getirili menkul kıymet seçim sürecini bir kontrol listesiyle yürütüyorum ve bu yazıda o listeyi olduğu gibi anlatacağım.

Karşılaştırma yapmak üzere buradaysanız, önce şunu netleştirelim: sabit getirili araçlarda karar üç eksende veriliyor — kimden alacak vereceksiniz (kredi riski), ne kadar süre bekleyeceksiniz (vade/faiz riski) ve gerektiğinde çıkabilecek misiniz (likidite). Getiri oranı bu üçünün sonucudur, başlangıç noktası değil.

Riski Okumayı Öğrenmek: Kâğıdın Arkasında Kim Var?

Bir tahvil, özünde bir borç senedidir. Yani asıl sorduğum soru şu: "Bu parayı kime borç veriyorum ve geri ödeyemezse ne olur?" Bunu netleştirmeden oran karşılaştırmak, iki farklı arabanın sadece hızını kıyaslamaya benziyor.

İhraççıyı ayırt etmek

Benim pratik ayrımım üç kademeli: devlet iç borçlanma senetleri (hazine tarafından ihraç edilenler), banka bonoları ve özel sektör tahvilleri. Aynı vadede özel sektör tahvili devlet kâğıdından belirgin şekilde yüksek oran veriyorsa, o fark bir ikram değil, üstlendiğim ek riskin fiyatıdır. Bir şirket tahvilinde bana yüzde birkaç puan ek getiri sunulduğunda, kendime "bu şirketin bilançosunu, borç yükünü ve nakit akışını inceledim mi?" diye soruyorum. Cevap hayırsa, o kâğıdı geçiyorum. Derecelendirme notu varsa okuyorum; ama nota körü körüne güvenmek yerine ihraççının halka açık finansal tablolarına da göz atıyorum.

Faiz riski ve vade uzunluğu

Tahvil fiyatı ile piyasa faizi ters yönde hareket eder. Faizler yükselirse elimdeki eski, düşük kuponlu kâğıdın ikinci el fiyatı düşer. Bu etki vade uzadıkça büyür — 6 aylık bir bonoda dalgalanma dişe dokunmazken, 5 yıllık bir tahvilde ciddi fiyat oynaklığı görürüm. Ben bunu şöyle çözdüm: vadeyi ihtiyaç takvimime göre seçiyorum, faiz tahminime göre değil. Parayı 9 ay sonra kullanacaksam 9 aylık kâğıt arıyorum. Vadeye kadar tutuyorsam ara dönemdeki fiyat hareketi beni ilgilendirmiyor, ilan edilen getiriyi alıyorum.

Enflasyon ve reel getiri

Sabit getirili araçlarda en sinsi risk bu. Nominal olarak kazanıp reel olarak kaybetmek mümkün. Bu yüzden her oranı enflasyon beklentimden çıkarıp bakıyorum. Reel getirisi negatif çıkan bir kâğıt, yine de nakdi yastık altında tutmaktan iyi olabilir; ama o zaman "yatırım yapıyorum" demiyorum, "değer kaybını yavaşlatıyorum" diyorum. Enflasyona endeksli kâğıtlar bu noktada işe yarıyor: kuponu enflasyona bağlı, dolayısıyla reel getiriyi koruma amaçlı. Karşılığında, enflasyon beklenenden düşük gelirse sabit kuponlu bir kâğıda göre geride kalırım.

Karşılaştırmayı Somutlaştırmak: Benim Kontrol Listem

Getiriyi doğru birimle ölçmek

En sık gördüğüm hata, farklı vadelerdeki oranları yan yana koymak. Ben her zaman yıllık bileşik getiriye çeviriyorum ve vergi sonrasına bakıyorum. Devlet kâğıdı, banka bonosu, mevduat ve fon üzerinden yapılan yatırımlarda stopaj uygulamaları farklı olabildiği için brüt oranlar yanıltıcı. Ayrıca aracı kurum komisyonu, saklama ücreti ve alım-satım makası varsa bunları da düşüyorum. Küçük tutarlarda sabit masraflar getirinin ciddi bir kısmını yiyebiliyor.

Doğrudan kâğıt mı, fon mu?

Tek tek tahvil almak kontrolü bende bırakıyor: vadeyi ben seçiyorum, vadeye kadar tutarsam getirim belli. Buna karşılık çeşitlendirme için ciddi bir sermaye gerekiyor. Borçlanma araçları fonu ise küçük tutarla dağıtım sağlıyor, likit — ama vade kavramı yok, fiyat her gün oynuyor ve yönetim ücreti var. Yatırım fonu türlerini kıyasladığım o hesabı burada da yapıyorum: fonun yıllık gideri, benim tek kâğıtta elde edeceğim ek getiriden büyükse doğrudan alıma yöneliyorum.

KriterDoğrudan tahvil/bonoBorçlanma araçları fonu
Getiri belirliliğiVadeye kadar tutulursa yüksekBelirsiz, günlük fiyatlanır
ÇeşitlendirmeYüksek sermaye gerektirirKüçük tutarla mümkün
MaliyetKomisyon, makasYönetim ücreti
Nakde dönüşİkinci el fiyatına bağlıGenelde hızlı

Likidite ve merdiven kurmak

Vadeye kadar tutma niyetim olsa bile, "acil çıkarsam ne kaybederim?" sorusunu soruyorum. İşlem hacmi düşük bir özel sektör tahvilinde alış-satış makası genişse, erken çıkış maliyeti yüksek olur. Bu belirsizliği azaltmak için merdiven yöntemi kullanıyorum: parayı tek vadeye yığmak yerine 3, 6, 12 ve 24 ay gibi kademelere bölüyorum. Her vade dolduğunda ya nakde ihtiyacımı karşılıyorum ya da güncel oranla yeniliyorum. Böylece hem faiz tahmini yapma zorunluluğundan kurtuluyorum hem de elimde sürekli yakın vadeli bir dilim oluyor.

Bir kâğıdın oranı emsallerinden dikkat